7 Haziran 2009

arabesque

nazlı hanımcım dün gece yarısı kulağımı çekti. yaaaaaaa.
sana bir hafta süre dedi. ne için dedim. yazmak için, yaz artık dedi. ondankelli'de sana tur bindiriyorum neredeyse dedi. yazacaksın, söz mü dedi. söz dedim.

dün öyle sıcak öyle narin bir gündü ki... s beycim beni aldı, besledi, büyüttü. elimden tuttu, beyoğlu'nda sinemaya bile götürdü. çok daha güzel bir film olabilecekken, o malzemeye sahipken, diyalog ve oyunculuklardaki başarısızlıklar yüzünden (evet mehmet ali nuroğlu da dahil) vasat bir film olup çıkmış derviş zaim'in nokta'sı. ilk filmi tabutta rövaşata olan bir yönetmen olarak sen derviş zaim, kusursuz işler çıkarabilirsin halbüse. ama fikir aklına düşünce heyecanlanıp bi çırpıda çektin zannımca filmi. tamam afili de çekmişsin hani, ona sözümüz yok (bir seferde,kamera kapanmadan falan) ama olmaz ki, böyle de yatılmaz ki demiş orhan veli. sana demiş, kulak ver.

bu kadar beyoğlu yeter. şimdi müstakbel (çünkü daha tam anlamıyla taşınmış değilim) evimin (ya nasıl sürprüz ama bilog! çok şükür, ev ev ev!) ilk misafir ağırlaması. ikramsız falan ama olsun. odada henüz sadece yatak-dolap-halı olduğu için kah yatakta kah halı üstünde benim için dünyanın en görsel filmlerinden birini izlemek: what dreams may come veyahut aşkın gücü. elbettabii robin williams. yapılmış yapılacak en oricinal cennet-cehennem tasviri/yorumu. ve bittabi benim gibi bir adama sırf seninle takılmak için cenneti bırakıp cehennemi tercih ettirecek kadar mükemmel bir kadın olduğun için cümlesinde durup ayyyyyyyyyyy diye mayışmaca.
-ne güzel laf de mü morpheus?
-evet heidi.

film sonrası:
-spagetti bolonez yiyeceğiz, evet. evet evet, kola getirin bana, s beycim'e de şeftali suyu. her zamanki gibi.

559/C öncesi:
-çok güzel bir gün geçirdik yahu!
-evet yahu, niye öyle oldu ki?

(nancy sinatra çalıyor içimde hâlâ, bak sen şu işe! you shot me down, bang bang... korkma, "i am not gonna kill bill" bu sefer. hem bill öldü zaten geçen hafta, duymadın mı?)


avuçlarımda günlerdir limon suyu, parmaklarımın ucu limon yanığı. sapsarı bir koku dudağımın kenarında ve adını bilmediğim mavi çiçek göğsümün tam üstünde. yürüyüp geçiyorum istasyondan, sen baktığında upuzun rayları görüyorsun sadece. sonrası iyilik güzellik...