9 Ekim 2008

dişi

bu aralar kendilerini tanımadığım halde beni sinir eden iki kadın var:
1) otobüste yanımdaki koltukta oturan teyze
2)pelin batu

ikincisi daha kolay olduğu için ondan başlıyorum.
televizyonu az bulan biri olduğumdan televizyon karşısına geçince çok saf bir seyirci oluyorum ben, her yerde izleyecek bir şey bulabiliyorum kendime. azıcık trt'de türk sanat müziği korosuna bakıyorum, oradan bir türk filmine zıplıyorum, sonra azıcık yemek ve el sanatları izliyorum (hayır gezelim görelim değil), sonra biraz finans gündemi, ha bazen de böyle gündüz kuşağı buluşma/sohbet programları. misal kanal 1 (yok kanaltürk'müş o düzeltiyorum) diye bir kanal var ya, orada renkli televizyon namında bir sohbet/tartışı programı var idi bayramda. harun tekin'i görünce durdum, hah seyredilecek bir şey dedim. ama baktım pelin kızımız da orada ve "benim babam büyükelçiydi" cümlesini hayatının baharında on bininci kez sarfediyor. otostop hikayeleri anlatıyor bizlere. şimdi efendim bu kızımız çok severmiş öyle otostop çeksin, gideceği yere gitsin. bir gün de biri ısrar etmiş buna, illa da gel benim arabama bin diye. bu da kırmamış adamcağızı binmiş, ama adam buna ahlaksız teklifte bulunmasın mı, ya yaa. derhal inmiş tabii arabadan.
bunun erkek kardeşi arda varmış, bunlar hep çıplak dolaşırlarmış evin içinde. öyle de rahat ve modernlermiş. türk standartlarında garip bi durummuş bu evet ama olsunmuş.
ingilizçe şiir yazmış, açıp bir tane okusun muymuş, çok canı çekmiş. ahh şu şiir, AVAM bulmuş onu.lordlardan gelmiş, lordlara gelin olmuş...
geçen fakültede o güneş gözlükleriyle havalı havalı merdivenlerden inerken ben de salkım saçak yukarı tırmanırken karşılaştık da deyivereyim bunları yüzüne dedim. ama sonra ya "benim babam büyükelçi" derse yine ben ne yaparım o zaman dedim. sadece avamlar götürsün seni dedim içimden.
diğer kadına gelince
adını bilmiyorum. otobüsün en önünde (yani yaşlı ve hasta kadınlara rezerve yerinde) birlikte yolculuk yapmak zorunda kaldık geçen hafta. o cam kenarından koridora bir buçuk koltuk işgal ederken ben ayaklarım koridora uzatılmış halde muavin kazara basıp ezmesin ayaklarımı diye dua ediyordum; o da sağolsun farkındaydı durumun, hoplayarak geçiyordu. bir ki üç hop, altın top.
ama altın kızımız memnun muydu halinden? hayır asla. gripti ama yüzüme sokulup saati sormakta, geçen arabaların teknik özelliklerini bildirmekte, otogara kaçta varacağımızın hesabını birlikte yapmaya davet etmekte, hayatım ve geçmişimle ilgili sorular sormakta ve kendi sırlarını anlatmakta beis görmüyordu.
ben de bildiğim tek gripten korunma yöntemini uyguluyordum çaresiz: nefes almıyordum. evet, böyle o bana yaklaştığında ve geri çekildikten sonra bir beş saniye daha nefesimi tutarsam hastalık kapmayacağıma inanmıştım. eh sarımsak da zaten en iyi doğum kontrol yöntemi benim nezdimde. ondan kelli sorun yoktu, olmamalıydı.
peki niye hapşuruyorum ben o zaman? niye boğazım yanıyor. ha teyze sorarım size?


saçların tarumar zaten bu aralar.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

ben harun tekin
ve ne kadar benzer seyler hissediyorum bilemezsiniz.

nazlı dedi ki...

harun bey,siz de şunu bilemezsiniz ki hep sizinle şarkı söylemek istemiştim,'ah bu hayat anlamsız bir şaka-herkes bunun farkında' demek istemiştim..şimdi aynı şarkıya eşlik mi ediyoruz ne?

bi dakka-bir-da-ki-ka!

ve şu anlamsız şakaya (evet evet yani hayata) bir ufak şaka enjekte eden aslında harun tekin olmayan 'haruntekin'..siz ise şunu bilemezsiniz ki;biz gerçekten gülmüyoruz.