18 Ağustos 2008

uzun uzun konuşuruz bi gün, son istanbul beyi...

beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın der eski bir şarkı.
yalnız insan merdivendir, hiçbir yere ulaşmayan demiş eski bir şair.
insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır buyurmuş edip cansever.



yalnızlık bir lütuf olabiliyo en beklenmedik anda. birden.

kalabalıktım ben çok uzun zamandır, iç içe dış dışa. dip dibe. atmaya kıyamadığım şeylerle dolu oldu hep çekmecelerim, dolaplarım. yanından geçip gitmeye kıyamadığım insanlar oldu. hâlâ da var bir-iki tane. zaten hiç gidemedim ya ben neyse. yooooo, yalnızlık korkusundan sanmayın sakın; yalnızlığımı sevdim ben eskiden beri... küçükken de severmişim. misafirler kapıdan girermiş, ben ağlamaya başlarmışım. ta ki onların gitme vakti gelene kadar. türlü huysuzluk ve skandallarla annemi canından bezdirirmişim. ne zaman ki kapıdan çıkarlarmış, ben pür neşe koltukların üzerinde zıplamaya başlarmışım. gittiler de kafamızı dinledik azıcık, di mi anne dermişim.
amma velâkin gelenleri sevmediğimden değil, gelenler yanlış anlamasın beni sakın. sevdim ben gelenleri. gerçekten sevdim. hoş geldiler bana. zaten gelişler hoş olur her daim. nahoş olan gidişlerdir.
gelenler çeşit çeşittir; bazıları bi bakar çıkar, bazıları uzun kalır, manzaraya dalar (ajda pekkan'ın dediği gibi: bir vitrinime değil iklimime gelenler sorunsalı).
neyse hepsi gider sonuçta çünkü hepsi birdir ya sonunda.
gelenler hâlihazırda gidecek olanlardır. çünkü gelişler gidişleri zulada taşır. ben hâlâ beş yaşındaki o kız çocuğuyum çünkü; uzaktan ne kadar çok sevsem de komşunun oğlunu, bize gelmesini hiç istemem. gelirse bana karışır, benden olur, benim olur. benim olunca da sevmem ki artık onu. azıcık uzağa git otur, oradan seveyim seni derim. o da kızar hâliyle, oyunu bozar ve gider. geri geldiği de olmuştur bazen ama mahsusçuktandır o, göz boyamadır. annem kavga ettiğimizi anlamasın diyedir. her evcilik kuralına göre oynanmalıdır ya. gelenler hep pembe pancur bekler mesela.
peki ben ne beklerim gelenlerden? varlığıma ve kararlarıma saygı, duruşuma ve fikirlerime itimat, ruhuma biraz itina. okadarcık. daha fazlası yok.

uzun zaman dilimlerinden hep korktum ben. 8 sene uzundur mesela. 11 ay kısadır. 1 yıl 11 ay arada bir ölçüdür.
8 yıl gitmek için uzundur, 11 ay kalmak için kısa. ama beni 1 yıl 11 ay daha çok ilgilendiriyor şu sırada, çünkü tam bana göre, iki arada bi derede: en sevdiğim yerdir ikiarabidere. kararsız kâsım'ın namını bile çalabilecek kadar kararsızım çünkü. doğuştan bir kusur, neylersin. godsent, freeborn, natal falan.
dün gece yaklaşık bi saat önümdeki dondurma kabına baktım. ne kadar irade, nereye kadar tercih diye sordum kendime. bütün koşullar sağlanmışken gitmek, gerçekten gitmek niye mümkün olamıyor acaba? görünmez iplerle mi bağlıyız diye merak ettim şuursuzca. görünmez çelik halatlar gözümde canlanınca çok fantastik oldu, ürktüm.
arkasına bakmadan gidebilen bi insan olmak istedim hep. annem kırgınlığın çok büyük olsa arkana bakmazsın diyor ama ben öyle kolay ikna olmuyorum. "arkasına bakmadan giden insan" bir oksimorondur anne, diyorum. annem, canımıniçi, susuyor sadece. haklı.

şimdi aklımın içinde bir sirk çılgınlığı, beden biraz festivallere teşne.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

m.s.k. der ki: noluyo kuzum, nedir bu gelişler, gidişler?

HEİDİ dedi ki...

msk: aynen dediğin gibi kuzum, gelişler gidişler. gidiş-gelişler. benim gitmeyi becerememem. işte bilindik kavgalar, dahası.
ama dur sen daha dur, çok şey biriktiriyorum ben sana. konuşacak çok şey var işte anlasana. : )

ay dayanamiycim mail yazıciim ben sana.

Melmoth dedi ki...

sevdigim bir siir var, bu yaziyla beraber bir kez daha hatirladigim, duygulandigim.

sen de, her sey gibi, yakinimda iken, sen de oluyorsun gözlerimde diken.
git, git benden uzak, uzak bir yere git;
ne olur icimde, her zaman bir ümit,
her uzak sey gibi öyle yalniz bir hayal ,
yalniz rayiha, renk, sarki halinde kal.

HEİDİ dedi ki...

melmoth: isabet oldu efendim bu. çünkü aşağı yukarı bu hisler içerisindeyim.
hem sevdiğimiz şiirleri hatırlamak güzel. hatırlattığınız için teşekkür ederim.